27 Mayıs 2010 Perşembe

Oymak Başı Kadri

Yaklaşık bir buçuk sene önce Boğaziçi Üniversitesi’nde Rektörlük seçimleri yapıldı. Yapılan seçimlerde Boğaziçi Üniversitesi- Robert College geleneğini sahiplenme iddiasında bulunan liberal kesim ile Boğaziçi Üniversitesi’nin geleneğini ve geleceğini derin devlet bağlantılı Ergenokon zihniyetine vakfetmeye gönüllü kesim arasında bir çekişme yaşandı. Çekişme sonucunda o günlerde “Ergenekon Kadri” adıyla andığımız Kadri Özçaldıran “kadrolu” öğretim elemanlarının oy çokluğuyla rektör olarak seçildi. Böylelikle 12 Eylül döneminden bile tam olarak başarılamamış bir derin devlet operasyonuyla, Boğaziçi’nde yerleşmiş olan liberal özgürlükçü söyleme bir son verme çalışmalarına hız verilmiş ve Boğaziçi Üniversitesi’ini en kötü ihtimalle Odtü’ye benzetme yolunda bir adım daha atılmış oldu. Bu süreçte Boğaziçi Üniversitesi’nde hatırı sayılır bir nüfusa sahip olan demokrat öğretim üyelerinin “yorgun demokratı” oynayarak sürece müdahil olamadığını da daha önce belirtmiştik.

Kadri Özçaldıran’ın rektörlüğe seçilmesi ile hızlanan Boğaziçi’nde bir döneme son verme çalışmaları yaklaşık iki senedir okulun çeşitli alanlarında ve çeşitli platformlarda devam ediyor. Liberal özgürlükçü söylemin bir temsilcisi olarak görülen ve Ermeni Konferansı, Orhan Pamuk’a fahri doktora vermek gibi icraatları yüzünden hem okul kamuoyunda hem de ülke kamuoyunda ensesinde boza pişirilmeye çalışılan Ayşe Soysal döneminin “kara leke”sini temizlemek istercesine bir takım faaliyetler Kadri Özçaldıran ve ekibi tarafından yerine getiriliyor. Bunlardan ilki; ülkemizin “yüz karası” olan Orhan Pamuk’a verilen doktoranın intikamını almak oldu ve bu sebeple, Türkan Saylan’dan tutun Yunan milliyetçisi Theodorakis’e varınca kadar birçok ulusalcıya fahri doktoralar verildi.

Bir dönemin kapandığının diğer bir önemli işareti ise geçtiğimiz günlerde 50’nin üzerinde öğretim üyesi tarafından verildi. Silivri’de görülen Ergenekon davasında tutukluluk sürelerinin haddini aştığını ve sanık olarak tutulan aydınların delilleri karartma ve kaçma gibi ihtimallerinin bulunmadığını ve hukukun üstünlüğüne inanarak davanın hukuka uygun olarak görülmesini talep ediyorlardı. Bu noktada ilginç olan ise Türkiye’nin son 30 senesinde hukuksuzluk rekorları kırılırken, küçük çocuklara yaşlarının kat kat fazlası cezalar verilirken hocalarımızın en demokrat çıkışlarını bu alanda yapmayı tercih etmeleriydi. Ve dahası bu çıkış medyada birçok ulusalcı köşe yazarı tarafından alkışlarla karşılandı “Boğaziçi uyandı milletimiz uyuyor mu” diyordu köşe yazarlarımız. Böylelikle son birkaç yıldır gerçek anlamda muhalif çıkışlarla “lekelenen” Boğaziçi adı kamuoyunda da temizlenmiş oluyordu.

Üniversite yönetmek ile ilkokul müdürlüğü yapmak arasındaki farkı ayırt etmekte zorlanan Kadri Özçaldıran ve ekibi idari ilişkiler ve hem personel hem de öğrencilerle ilişkiler anlamında da bir dönemin kapandığının işaretlerini vermeye devam ettiler. Okula yeni gelen öğrencilerinin neredeyse tamamının gönderildiği Kilyos kampüste barınan öğrencilerin her gün acaba bugün kaza yapacak mıyız korkusuyla yolculuk etmeleri, yönetimimizin umurunda olmadığı gibi, öğrencilerin yaptığı eylem de politik manevralarla geçiştiriliyordu. Tüm bunların üstüne okul yönetimini borçlu olduğu ulusalcı geleneğe olan minnetini hatırlarcasına Kilyos’taki “haşarı” öğrencilerin başına ulusal sol tandanslı sürveyan öğrencileri de koymayı ihmal etmiyordu.

Kadri Bey disiplin konusunda da okulda bir çığır açmayı ihmal etmedi. Bizim ilkokuldan alışık olduğumuz ödül ve cezaya dayalı disiplin yöntemini ne hikmetse yeni keşfeden Kadri Bey. “İlkokul müdürlüğünün” kendisine verdiği yetkiye dayanarak, okulda şirketlerin kol gezmesini protesto eden arkadaşlarımızı “okuldan atılmayı da düşünün” diyerek tehdit ediyordu. Ve bu tehditi yaparken en temel argümanı ise arkadaşlarımızın Boğaziçi profiline yakışmayan davranışlar sergilemeleriydi. Fakat son iki yıldır açıkça görüyoruz ki Boğaziçi profiline uymayan öğrenciler değil, Kadri Özçaldıran ve yönetici ekibi. Öyle ki Kadri Bey Kilyos için eylem yapan öğrencilere “sıçtığımın kilyosuyla uğraştırmayın beni, oturun g…tünüzün üstünde” diyebiliyor ve neden küfür ettiğini soran öğrencilere “ben küfür etmedim bir gün küfür edersem onu mutlaka tanırsınız” diyecek kadar fütursuzlaşabiliyordu . Burada şunu samimiyetle belirtmeliyiz ki, ilkokul müdürlerinden özür dilememiz gerekiyor, onlar bile en azından öğrencilere kötü örnek olmamak için öğrencilerin önünde küfür etmemeye, yalan söylememeye özen gösteriyorlar.

Şimdi yalan meselesi nereden çıktı diyeceksiniz, maalesef biz okul yönetirken yalan söylemeyi de sevgili rektörümüzden gördük. Okuldaki kulüplerin her halükarda 1. Erkek yurdundan çıkacakları iddiasında bulunan ve kulüplerin yerine Starbucks vs tarzı bir şirketin yerleşeceğini söyleyen Kadri Bey iki hafta sonra –tadilat için elindeki paranın yetmemesi sebebiyle- ben size çıkacaksınız demedim çocuklar diyordu. Biz de Boğaziçi profiline uygun olduğunu düşünen öğrenciler olarak şaşırıp kalıyorduk, galiba bu profile uygun olmak için yalan söylemek ve küfür etmek olmazsa olmazlar arasındaydı.

Geçtiğimiz yıl rektör seçildiği zaman, özellikle başörtülü öğrenciler ile ilgili yasakçı politikaları sebebiyle “Ergenekon Kadri” adını yakıştırdığımız Kadri Bey’den özür dilemeyi de bir borç biliyoruz. Çünkü başörtüsü yasağına devam eden eğitim fakültesine önce destek olup sonra benimle ilgisi yok demesi, Boğaziçi kulüpçülük geleneğinin en önemli adreslerinden biri olan 1. Erkek yurduna Starbucks gibi şirketleri sokma planları, rektör seçilmek için lojman vaatlerinde bulunduğu öğretim üyelerini unutması gibi neo-liberal icraatlarıyla birlikte kendisi artık “neo—con Ergenekon” lakabını sonuna kadar hak ediyor.

Boğaziçi’nde bir döneme son verildiğinin işaretleri artık kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamışken öğretim üyeleri ise bu durum karşısında farklı tavırlar sergiliyor. Kimi öğretim üyeleri ulusalcı itkileriyle bu değişimi sonuna kadar desteklemeyi tercih ediyor, öyle ki Barış talebinde bulunan ya da halkların kardeşliğinin simgesi olan Newroz’u kutlayan öğrencileri şikâyet etmeyi ve engellemeyi kendisine bir borç biliyor. Bu noktadan sonra biz öğrenciler olarak bu öğretim üyelerine ancak hayatta başarılar dileyebiliyoruz. Bizi asıl rahatsız eden nokta tüm bu değişimin en az bizim kadar farkında olan liberal öğretim üyelerimizin tavrı, okulumuzda hatırı sayılır bir nüfusu olan bu hocalarımızın çoğunun olanları kendi odalarından takip ettiklerini ve eylemsizlik prensibi ile hareket ettiklerini görüyoruz. Bu noktada yazının en başında belirttiğimiz gibi, biz öğrenciler olarak hocalarımızın artık “yorgun demokrat”ı oynamalarını değil, hem bizim hem de kendi gelecekleri için harekete geçmelerini bekliyoruz. Aksi takdirde çok yakın bir zamanda demokrasi ve Boğaziçi Üniversitesi kelimeleri şimdi olduğunun tam tersine yan yana geldiğinde hiçbir anlam ifade etmeyecek.

12 yorum:

  1. Kadri Hoca iyi adamdır severim kendisini...Bir grup manyak öğrenci grubunun okulda at koşturamayacağını anlayınca böyle bir blog yaptıklarına inanıyorum... Eğer solcuysanız desteklerim ama altında başka bir halt varsa yazıklar olsun...

    YanıtlaSil
  2. eğer solcuysanız desteklerim yoksa yazıklar olsun ne demek ya?
    fikirler yorumlar ortada, siyaha siyah beyaza beyaz diyenin kimliğinin ne önemi var bıdı bıdı..
    bu arada elinize sağlık arkadaşlar, her kimseniz.

    YanıtlaSil
  3. doğru mu yanlış mı bilemem.. önemli olan belli şeylerle (özellikle son dönemde Türkiye gündeminde olan "o" belli şeylerle)ilişkisi olan çarpıcı iddiaların ortaya atılması. takip etmek, aslını astarını öğrenmek herşeyden önemli duruyor.

    YanıtlaSil
  4. Yeni gelen beyefendinin 'ulusalcı' tutumu kadar Ayşe Soysal'ın "liberal" tutumu da politiktir. Değişime, demokrasiye saygı duymalısınız.

    YanıtlaSil
  5. Baya deneysel bir demokrasi tanımın varmış doğrusu...
    o kadar demokratik bir ülkede yaşıyoruz ki unutmuşuz iyiki sen hatırlattın yani!

    YanıtlaSil
  6. Hehe bizim solculuk anlayışımız budur işte, solcuysan ne söylersen söyle desteklerim, değilsen allah belanı versin :)) bravo!

    YanıtlaSil
  7. "milliyetçi theodorakis" çok komik olmuş... bir yunan milliyetçisine ödül verdiği için milliyetçilikle suçlamak biraz saçma.

    YanıtlaSil
  8. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  9. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  10. bunlar çok ciddi iddialar, gerçekse soruşturma açılmalı bu yönetici için...

    YanıtlaSil
  11. yürü be kadri kim tutar seni fdsafgsadf, o değilde ben okula yeni geldim benden büyük kime sorsam okulun kalitesi(genel manada eğitim vs.) düşüyor diyor belli bi kesime sormadım ama mümkün olduğunca farklı tarzda adamla konuşmayı denedim durum bu, kadri kendi yaktığı kamp ateşinde yanar belki...

    YanıtlaSil
  12. y.alancılar ekmek kapıları elden gidiyor diye ağlamış. klüp klüp dediğiniz de okulda belirli konularda monopol oluşturmuş(bkz:kak'da y.alancı terörü),para ve mevki kazanılan, dikey hiyerarşik örgütlenmeler değil mi? (aynı ergenekon kadrinin yerinize düşündüğü şirketler gibi) neyse kemiği kaptınız siteyi susturdunuz. az kurnaz değilsiniz.

    siz solcuysanız ben de sezar salatasıyım.

    YanıtlaSil